MEDENİYETİN ESKİSİ

    Eski medeniyetler diyoruz ya, ne kadar eski. Daha doğrusu neyi eski, ya da hangi yanı. Hani medeni ama eski. Medeniyet denilince zihnimde nezaket kavramı da beliriveriyor nedense. Nezaketin eskisi olur mu? Yani nezaket anlayışı değişir ama eskir mi? Peki nezaket ve medeniyeti birbirinden ayırmak ne kadar mümkün? Belki bazen imkansız.

                İşte bu imkânsızlık bilinciyle eskiyi, çok eskiyi, en eskiyi düşündüğümde; hani mağarada yaşayan insanlar olmuş olsa bile, özel hayatın önemi, mahremiyete karşı nezaket o zamanda var mıydı acaba? , diye sormaktan kendimi alıkoyamıyorum. Düşünsenize mağarada yaşıyoruz evin odalarında yaşar gibi ama sizin mağaranız ayrı benim ki ayrı,  yemek yediğimiz mağara ayrı, uyuduğumuz mağara ayrı olamaz mı, daha doğrusu merak ediyorum olmamış mıdır? Bu kadarının olup olmadığını bilmiyoruz ama mezar olarak kullanılan mağaraların ayrı, ailelerin oturduğu mağaraların ayrı olduğunu bir çok kez gözleyebiliyoruz. Tıpkı bizler gibi yapmışlar, belki zorunluluktan belki öyle istiyoruz. Ya da zorunluluk hali hem onlarda hem bizde böyle bir isteği doğurdu. Ne olursa olsun tüm sebepler hepimizde aynı sonuçları doğuruyorsa bu bir benzerlik.

                Öyle ki her şey aynı, işleyiş neredeyse aynı ama kullanılan malzeme farklı. Karmaşık gibi geliyorsa şöyle diyebilirim; tekerlek fikri var ama taştan, elbise var ancak otlardan, mont var fakat deriden. Evet deriden, işte bu. Farkına vardınız değil mi deriden mont çok tanıdık geldi belki de kürk giymek. Anlatmak istediğim buydu. Eğer insan varsa, mutlaka bizim gibi bir şeydir bence. Onun da düşünceleri, iç dünyası, bulunduğu dış dünyadan daha büyük bir dünyadır. Bize benzer bir fikir, bir tavır ve duruş mutlaka vardır. Öyle değil mi, hepimiz iç dünyamızla bir evren değil miyiz? Yaşadığımız evrenin tüm dip bucak sırlarını nasıl çözer, nasıl bulurduk yoksa? Evrende yaşanabilir bir dünya da var, sıcak güneşte, donmuş bir plütonda.

                İşte yeni insanda, eski insanda böyle olmalı. Dünyada bulup çıkarılan madenler gibi her zaman kendi iç dünyasında kendi cevherini bulup çıkarmalı, kendi gücünü üretmeli,  eski veya yeni ne fark eder gün gibi. Her gün 24 saat eski ya da yeni. Eski uygarlık yeniye de benzemeli böyle ve yeni uygarlık eskiye. Tıpkısı da olmamalı birbirinin, parmak izleri gibi olmalı. Benzer ama tamamen farklı.

                                                                                                            

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !